Home Manşet 26 Haziranda işkenceye karşı ortak mesaj: “Sessiz kalmayın, işkenceyi durdurun!”

26 Haziranda işkenceye karşı ortak mesaj: “Sessiz kalmayın, işkenceyi durdurun!”

138

Sivil Toplum Kuruluşlarından “İşkenceye Sessiz Kalma” çağrısı

İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olan 26 Haziran’da iki büyük sivil toplum kuruluşu Türkiye’nin uyguladığı insan kaçırma ve işkence ile mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayarak ‘Sessiz kalmayın, İşkenceyi durdurun’ mesajı verdiler.

Human Rights Defenders e.V. Dernek Başkanı Muammer Burtaçgiray ve Solidarity with Others adına Yönetim Kurulu Üyesi Hukukçu Nurullah Albayrak sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları çağrılarla özellikle işkenceye karşı toplumun bir bütün olarak tepki vermesi gerektiğini vurguladılar.

Türkiye’de işkence sistematik olarak işleniyor

İşkencenin temel insani değerleri göz ardı eden, insanlık için utanç verici, evrensel hukuk ve değerler açısından mutlak bir şekilde yasak ve zaman aşımı olmayan bir suç olduğunun altını çizen Muammer Burtaçgiray, Türkiye’deki Erdoğan rejiminin özellikle 17-25 yolsuzluk operasyonları sonrasında kendisine muhalif olan toplumun tüm kesimlerini hedef aldığını hatırlatarak, “Yüzlerce işkence haberinin varlığı Türkiye’de ne yazık ki işkence suçunun yaygın ve sistematik olarak işlendiğini gözler önüne sermektedir. Bu sistematik yapılan işkenceler başta BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği olmak üzere Human Rights Watch ve Amnesty gibi uluslararası kuruluşların raporlarına konu olmuştur. Türkiye’de unutulduğunu sandığımız suda boğma, elektrik şoku, cinsel istismar ve tecavüz gibi işkence yöntemleri tekrar hortlamıştır” dedi.

2016 yılından bu yana Türkiye’nin, yurtiçi ve yurtdışında yüzlerce kaçırma vakası gerçekleştirdiğini aktaran Burtaçgiray, geçmiş dönemlerde aktif olarak kullanılan ‘beyaz Toroslar’ın yerini ‘siyah Transporterlar’ın aldığını dile getirerek, “Mağdurların aylarca hangi koşullarda ve nerede kaldıkları bilinmemektedir; işkence ve diğer kötü muamelelere maruz kaldıkları muhakkaktır. Erdoğan rejimi hamile olan, yeni doğum yapmış kadınları, yaşlı, hasta, engelli insanlar gibi hassas grupları da sistematik olarak hedeflemektedir” dedi.

Suriye’de işkence yapanlar Almanya’da yargılanıyor

Human Rights Defenders (HRD) olarak uluslararası hukuk normlarıyla Federal Almanya Cumhuriyetinin ilgili yasaları çerçevesinde soykırım ve insanlığa karşı suç niteliği taşıyan bu suçlara ilişkin hukuki süreci bir süre önce başlattıklarını ve takip ettiklerinin altını çizen Dernek Başkanı Muammer Burtaçgiray, “Almanya’da daha önce Suriye’de adı işkenceye karışan iki asker ve bir doktor hakkında evrensel yargı kapsamında açılan davalar işkencenin evrensel ve zaman aşımı olmayan suçlar olduğunu ve faillerinin er geç dünyanın neresinde olursa olsun yargıdan kaçamayacaklarını ortaya koymuştur. Bugün bu vesile ile Türkiye’deki sistematik ve yaygın işkence uygulamalarının ve diğer kötü muamelelerin durdurulmasının temini ve ayrıca faillerinin adalete hesap vermesi için tüm insan hakları kurum ve aktivitistlerini duyarlı olmaya ve inisiyatif almaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

Polyannacılıktan dolayı zulüm devam ediyor

Solidarity with Others Yönetim Kurulu Üyesi Nurullah Albayrak ise toplumdaki tepkisizlik nedeniyle tarihler ve isimler değişse de yaşatılan zulüm ve zalimlik olgusunun değişmediğine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı: “Bugün 26 Haziran İşkence Mağdurlarıyla Dayanışma Günü. İnsanlar bazen yanıbaşında yaşanan gerçeklere duyarsız kalıp algılamadan, sorgulamadan, değiştirmek için çaba sarf etmeden kişisel huzurları için bir ‘Polyannacılık’  oyunu sergileyerek yaşamlarını sürdürmeyi tercih edebilir. Ancak kişisel gibi görünen bu tercih zulmün devam etmesini ve zalimlere karşı toplumsal tepkinin oluşmasını engellemekte; bu tepkisizlik nedeniyle de tarihler ve isimler değişse bile uğranan zulüm ve zalimlik olgusu değişmemektedir.”

İktidar, ortaçağda olduğu gibi otoritesinin dışına çıkan her düşünceyi hain, terörist, suçlu, dinsiz gibi isimlerle damgalayıp toplumdan soyutlamaya çalışmakta, itibarsızlaştırarak toplumsal birliktelik ve kutuplaştırmalar sayesinde işkenceye, insan kaçırmalara varan vahşiliğe toplumsal tepki verilmesini engellemek istemektedir. Unutmamalıyız ki kendi başına birşey gelir korkusuyla ses çıkarmayanların zulme karşı ortaya kouduğu tepkisizlik yaşanan zulmün devam etmesine imkan sağlamaktadır. Oluşturulan bu tepkisizlik ortamı sayesinde iktidar, otoritesine boyun eğdirmek amacıyla sistemin beklediği itirafları yaptırmak için insanlara işkence yapma vahşiliğini sürdürmektedir.

Tarihte her zaman görüldüğü üzere acı, işkence, gözyaşı, adaletsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk hangi siyasi otoritenin düsturu olursa olsun her zaman beraberinde zulüm getirmiştir.

“Zulüm sistemleri iktidarın güçsüzlüğünü saklama maskesidir”

Ortaçağdan beri gördüğümüz zulüm sistemleri iktidarın güçsüzlüğünü saklama maskesidir. İktidar bağımlısı otoriteler ellerindeki gücü kaybetmeye başladıklarında yaptıkları tüm illegalliklerin ve hukuksuzlukların bedelini şiddet politikalarıyla halka ödetmeye çalışmışlardır. Ancak şu bir gerçektir ki tarihte zorbalık yapan her iktidar kaybetmiştir.

Bizlere düşen de yapılan hukuksuzluklara, zulme karşı tepkisizliklere son vererek işkenceyi tarihin tozlu sayfalarına göndermektir.