DİĞERLERİYLE Dayanışma, Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin ardından Türkiye Maarif Vakfı’nın Gülen hareketiyle bağlantılı eğitim kurumlarının kapatılması, devredilmesi ve yeniden yapılandırılmasındaki rolünü inceleyen bir raporu Temmuz 2026’da yayınladı.
Türkiye Maarif Vakfı ve Gülen Okullarına Küresel Saldırı: Uygulamada 10 Yıllık Ulusötesi Baskı adlı rapor, Vakfın hukuki statüsünü, yönetimini ve kamu finansmanını inceliyor. Ayrıca kurumların kapatıldığı, el konulduğu veya farklı ülkelerde devredildiği diplomatik ve idari süreçleri de ele alıyor.
Rapora göre 29 ülkede en az 162 eğitim kurumu etkilendi. 131 kurumun Türkiye Maarif Vakfı’na devredildiği, 31 kurumun ise devredilmeden kapatıldığı veya devlet yetkilileri tarafından başka şekillerde el konulduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık 7.800 öğretmen ve idari personel etkilendi.
Yazarlar, rakamların Mart 2023 itibarıyla mahkeme dokümantasyonu amacıyla derlenen verilere dayandığını söylüyor. Yayın ayrıca 14 ülke vakasını karşılaştırıyor ve mevzuattan, resmi kayıtlardan, mahkeme kararlarından, basın açıklamalarından, akademik araştırmalardan ve medya raporlarından yararlanıyor.
Devlet bağlantılı yapı ve kamu finansmanı
Türkiye Maarif Vakfı, 17 Haziran 2016 tarihinde kabul edilen ve aynı ayın sonunda Resmi Gazete’de yayımlanan 6721 sayılı Kanun kapsamında kurulmuştur. Kanuni sorumlulukları arasında yurtdışında örgün ve yaygın eğitimin sağlanması, okullar ve diğer eğitim tesislerinin kurulması, burs verilmesi ve mevcut kurumların devralınması yer almaktadır.
Vakıf, Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti adına yurt dışında eğitim kurumları açmaya yetkilidir. Ayrıca faaliyetlerini yürütmek üzere kurumları satın alabilir, kiralayabilir veya kontrolünü üstlenebilir, özel şirketler kurabilir veya satın alabilir.
Rapor, bu düzenlemeyi, kar amacı gütmeyen bir vakfın yasal biçimini yönetici atamaları, kamu finansmanı ve normalde devlet kurumlarıyla ilişkilendirilen sorumluluklarla birleştiren hibrit bir yapı olarak tanımlıyor. Yönetim organları, idari olarak atanan kişileri ve eğitim, dışişleri ve maliyeden sorumlu bakanlıkların yanı sıra Yükseköğretim Kurulunun temsilcilerini içerir.
Yayında ayrıca Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin Vakfın kuruluş kanununun çeşitli hükümlerine yönelik itirazları reddeden 2018 tarihli kararı da tartışılıyor. Rapora göre Mahkeme, kamu amaçlarıyla kurulan vakıfların belirli ayrıcalıklara sahip olabileceğini ve farklı bir yasal çerçeve altında faaliyet gösterebileceğini kabul etti. Ayrıca Vakıf bünyesinde devlet temsilcilerinin, kamu mali desteğinin ve idari gözetimin varlığına da dikkat çekildi.
Vakfın finansmanının önemli bir kısmını Milli Eğitim Bakanlığından yapılan yıllık transferler oluşturuyor. Raporda, transfer için izin verilen maksimum tutarın 2022’de yaklaşık 1,87 milyar TL’den 2025’te yaklaşık 6,78 milyar TL’ye çıktığı belirtiliyor. Raporda, bu rakamların onaylanmış harcamalardan ziyade izin verilen tavanlar olduğu vurgulanıyor.
Medyada yer alan haberlere atıfta bulunan yayında, 2026 yılı için bildirilen 7,8 milyar TL’lik tahsisattan da bahsediliyor. Mali şeffaflık, denetim düzenlemeleri ve Vakıf ile Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki ilişki konusunda devam eden iç tartışmalara dikkat çekiliyor.
Farklı hukuk sistemlerindeki transferler ve kapanışlar
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Türk hükümeti Gülen hareketini suçladı ve bağlantılı olduğunu düşündüğü kurum ve kişiler hakkında işlem başlattı. Rapor, Türkiye Maarif Vakfı’nın daha sonra hükümetin Gülen bağlantılı eğitim ağlarına ilişkin yurtdışı kampanyasında merkezi bir operasyonel araç haline geldiğini ileri sürüyor.
Raporda, Türkiye dışındaki kurumların acil durum mevzuatı uyarınca kapatılamayacağı için, herhangi bir kapatma veya transfer işleminin, okulun faaliyet gösterdiği ülkenin yetkilileri tarafından yapılması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle, Türk diplomatik katılımı ve Vakfın kurumların kontrolünü üstlenme kapasitesi, yazarların anlattığı sürecin merkezinde yer alıyordu.
Rapor, yinelenen birkaç mekanizmayı tanımlıyor. Bunlar arasında müzakere edilen devirler, işletme ruhsatlarının geri alınması, idari veya bakanlık kararları, mülkiyetin yeniden yapılandırılması, güvenlik operasyonları ve bazı durumlarda mahkeme işlemleri yer alıyordu. Yazarlar, süreçlerin sıklıkla Türk büyükelçilikleri, üst düzey siyasi ziyaretler ve Vakıf temsilcileri ile ev sahibi ülke yetkilileri arasındaki doğrudan müzakereleri içerdiğini söylüyor.
14 ayrıntılı ülke vakası, sonuçların ve yasal prosedürlerin farklılık gösterdiğini göstermektedir. Mali’de raporda yürütmenin kapatılması, mevzuat değişiklikleri ve Vakfa transfer anlatılıyor. Nijer’de, bir idari kararı ve ardından adli itirazları belgeliyor. Tunus davası mülkiyetteki değişiklikler ve idari lisansın geri alınmasıyla ilgiliyken, Liberya davası personelin görevden alınmasını ve resmi bir adli süreç olmadan kapatılmasını anlatıyor.
Diğer durumlar arasında ikili anlaşmalar sonrasında yapılan transferler, idari iptaller ve güvenlik servislerinin müdahaleleri yer alıyor. Ruanda, diplomatik angajman sonrasında kurumların kapatıldığı ancak Türkiye Maarif Vakfı’na devredilmediği bir örnek olarak gösteriliyor.
Raporda ayrıca Türkiye’nin taleplerinin her ülkede aynı sonucu vermediği de kabul ediliyor. Raporda, yetkililerin tanınmış kurumların iç hukuka göre yönetildiğini iddia ettiği Endonezya da dahil olmak üzere bazı ulusal otoritelerin direnişine değiniliyor.
Yayında belirtilen resmi rakamlar yazarların tahminlerinden farklılık göstermektedir. Vakfın 2022 yılı bülteninde dönemin başkanı Birol Akgün, 20 ülkede 234 okulu devraldığını, 29 ülkede 172 okul açtığını söyledi. Raporda, farkın bir kısmının, bir kurumdaki ilk, orta ve üst orta bölümlerin ayrı okullar olarak sayılmasından kaynaklanabileceği belirtiliyor.
Uluslararası hukuki değerlendirme
Son bölümde Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Tüzüğü’nün 7(1) maddesi uyarınca belgelenen olaylar ele alınmaktadır. Tanımlanan davranışın, insanlığa karşı suç olarak zulümle bağlantılı unsurları karşılayıp karşılamadığını inceliyor.
Yazarlar, mülkiyet haklarından, istihdamdan ve adalete erişimden mahrum bırakıldıkları iddialarının yanı sıra siyasi hedefleme olarak tanımladıkları durumları da değerlendiriyor. Ayrıca eylemlerin daha geniş bir kalıpla bağlantılı olup olmadığı, bu kalıbın yaygın mı yoksa sistematik mi olduğu ve gerekli bilgi ve niyetin mevcut olup olmadığı da dikkate alınır.
Rapor, eylemlerin toplu olarak bakıldığında Roma Statüsü kapsamında zulüm anlamına gelebileceğine dair “dikkate alınması gereken makul bir temel” olduğu sonucuna varıyor. Bu, uluslararası bir mahkemenin tespitinden ziyade yazarların hukuki değerlendirmesidir.
Rapora göre vakalar arasındaki benzerlikler, Gülen bağlantılı eğitim kurumlarının değiştirilmesinin yalnızca bir dizi ilgisiz ulusal önlem olarak görülmemesi gerektiğini gösteriyor. Yazarlar, Türkiye Maarif Vakfı’nın, Türk yetkilileri ve işbirliği yapan ev sahibi devletleri içeren koordineli bir ulusötesi politika kapsamında önemli bir mekanizma olarak çalıştığı sonucuna varmıştır.